Sağlık Kütüphanesi

Sağlık sorunları ve tedavi yöntemleri hakkında bilgiler sunan alternatif sağlık yöntemleri ile bitkisel tedavi yöntemlerinin paylaşıldığı sağlık bilgileri sitesi.

Ne Aramıştınız?

1.05.2017

Skolyoz Hastalığı ve Tedavisi

Skolyoz Hastaliğinin Tedavisi
Skolyoz Hastaliği ve Tedavi Yöntemleri
Skolyoz organın sağa veya sola doğru eğrilmesi sonucu oluşan bir omurga bozukluğudur.Yeni doğan çocuktan ileri yaşa kadar her yaşta görülebilir!..Sıklıkla herhangi bir nedene bağlı olmaksızın,başka hiçbir sağlık problemi olmayan 10-15 yaş gelişim dönemindeki çocuklarda ortaya çıkar.Bu tür skolyoz tıbbi olarak Adölesan İdiyopatik Skolyoz (AİS) olarak isimlendirilir.

Adölesan,büyümekte olan ergenlik çağındaki çocuk; İdiyopatik ise nedeni halen bilinmeyen anlamında kullanılır.
Skolyoz,sıklıkla sırt ve bel omurlarında gelişir.Bu nedenle omurgada ki eğriliğin derecesine göre,omuzlarda seviye farkı,kalçanın sağa veya sola kaymış görüntüsü ve sırta kaburgaların dönmesi ile paket görünümü veren yükseklik olur.

İdiyopatik skolyozlu çocuklarda genellikle başka bir sağlık problemi bulunmaz.Sırt ve bel ağrısı şikayeti de oldukça nadirdir.Bu nedenle kolaylıkla gözden kaçırılan bir durumdur.Erken tanı için aileler tarafından,çocuğun omurgasının belirli aralıklarla kontrol edilmesi gereklidir.


Skolyoz Eğilme Testi Nasıl Yapılır?
Belden yukarısı soyunuk olarak çocuğun tüm omurgasına arkadan bakılmalı ve çocuk dizlerini bükmeden öne doğru eğildiğinde sırtında, sağ yada sol tarafta herhangi bir yüksekliğin olup olmadığı kontrol edilmelidir.
Skolyoz hastalığı Eğilme Testi
Skolyoz Eğilme Testi Görseli

Skolyoz Neden Olur :
  • Doğuştan olabilir. Bu durum omurgadaki bir kusura veya birbirine kaynamış kaburgalara bağlıdır.
  • Çocuk felci, beyin felci veya kas erimesi gibi durumlara bağlı olarak kasların felci sonucunda oluşabilir.
  • Daha önce düzgün olan bir omurgada, bilinmeyen bir nedenle ortaya çıkabilir.
Skolyozun görülme sıklığı ülkeler ve etnik durma göre farklılıklar gösterir.Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri verileri dikkate alındığında büyümekte olan adolesan bireylerde skolyoz sıklığı %2,5 ile 5 arasında değişmektedir.Bu sayıları ülkemiz için uyarlarsak her 100 çocuktan 3'ünde skolyoz olduğunu ve hastalığın en sık görüldüğü 9-15 yaş gurubu dikkate alındığında bu yaş gurubunda ki yaklaşık on milyon çocuğun iki yüz yetmiş bininde skolyoz olduğunu söyleyebiliriz.

Skolyoz Hastalığı Kız çocuklarda Daha Çok Görülür :
Türkiye’de görülen skolyoz, kız çocuklarda erkek çocuklara göre, yaklaşık 9-12 kat daha sık görülür. Çocukluk skolyozunda ilerleme (eğriliğin artması,ilerlemesi) görülebilir. Tedavi ve özellikle cerrahi tedavi kararını vermede ne kadar ilerleme olacağını tahmin edebilmek çok önemlidir. 
Eğrilik derecesi,yaş, ilk adet tarihi, sekonder seks karakterleri, kemik yaşı gibi verilere bakılarak tahmin yürütülmeye çalışılır.Dünyada halen skolyoz hastalığına daha erken tanı koyulabilmesi ve her hasta için en iyi tedavinin belirlenebilmesi için bazı testler geliştirilmeye çalışılıyor.

Skolyoz Hastalığının Türleri :


İdiopatik skolyoz: Skolyozun en fazla görülen şekli “idiopatik”tir. Genetik etmenlerin rol alabileceği düşünülen bu skolyozun nedeni bilinmediği için "idiopatik" yani (sebebi bilinmeyen) olarak isimlendirilir. İdiopatik skolyozun, ergenlerin yüzde 2 ile 3'ünde var olduğu düşünülür. Bu grubun 500'ünden birinde aktif tedavi gerekir. 5 bin skolyozlu kişinin birinde, eğrilik cerrahi yöntem gerektirecek dereceye kadar ilerler. Küçük dereceli skolyozlarda kız ve erkek çocuklar eşit oranda etkilenirken, ilerleyici eğrilik gelişme olasılığı erkeklere kıyasla kızlarda 8 kat daha fazladır.
Nöromusküler skolyoz: En yaygın görülen ikinci skolyoz “nöromusküler”dir. Bu skolyoz türünün altında yatan bir sinir kas hastalığı olabilir. Sinir hastalıkları beyin veya omurilikten kaynaklanabilir. Örneğin; çocuk felci, beyin felci, meningomyelosel, travmaya bağlı omurilik yaralanması ve felç olan çocuk hastalar. Kas hastalıkları, çocukluktan itibaren veya daha geç ortaya çıkabilen hastalıklar da bu duruma örnektir.

Konjenital skolyoz: Üçüncü sıklıkla görülen skolyoz türüdür. Çocuğun anne rahminde gelişimi sırasında meydana gelir.Omurga anomalilerine bağlı olarak ortaya çıkar. Doğuştan başladığı için ilerleme özelliği var.

Sağlık alanında yapılacak her türlü korunma ve tedavi programında hastalık ve sorunların toplumun ne kadar kısmını etkilediğinin bilinmesi son derece önemlidir.Hastalık prevelansı olarak tanımlanan bu verinin geniş çaplı taramalarla hastalığın belirlenmesini sağlayacak örneklem sayıları ile ortaya konulması gerekir.

Türkiye de adolesan bireylerde skolyoz sıklığını ortay koymak için Sağlık Bakanlı Sağlık Araştırmaları Genel Müdürlüğü ile birlikte yürütülen bu araştırmada 40 ilde 86 orta öğrenim okulunda yaklaşık 30 bin öğrencinin omurgası kontrol edilecektir.

Bu çalışma ile Türkiyede AİS sıklığını saptayarak sağlık istatistiklerine,böylece sağlık politikalarında yapılacak planlamaya katkıda bulunulmuş olacaktır.Ayrıca AİS konusunda toplumda,okul çağı çocuklarında,ailelerinde ve öğretmenlerinde farkındalık artmış olacaktır.AİS,konservatif olarak tedavi edilebilir bir sağlık sorunudur.

Skolyozda kabul görmüş ve etkinliği kanıtlanmış konservatif tedavi yöntemleri skolyozdaki eğriliğin yerleşimine spesifik korse uygulamaları,skolyoza spesifik fizyoterapi ve egzersizlerdir.


Skolyoz Hastalarına Genel Tavsiyeler :
  • Düzgün, deforme olamamış (bozulmamış) yatak kullanınız. 
  • Sırtüstü veya dizlerinizi hafif bükerek, uygun yastıkla yan yatınız. 
  • Asla yüzüstü veya kıvrılarak yatmayınız. 
  • Yumuşak yerde oturmayınız, otururken belinizi destekleyiniz, dik oturunuz. 
  • Dik durunuz ve karnınızı daima içinize çekerek yürümeyi öğreniniz. 
  • Uzun süre ayakta kalmanız gerekiyorsa, yerden 20-­25 cm yükseklikte bir basamak (tabure) bir ayağınızı koymak için kullanınız. 
  • Kollarınızdan birisiyle destek alarak oturmayınız. 
  • Yerde oturarak veya ayakta durarak ders çalışmayınız. 
  • Masa ve sandalyede dik oturarak çalışınız. 

Skolyoz tedavi edilmediğinde oluşan deformite,postüral bozukluğa,piskososyal sorunlara ve özürlülüğe yol açmaktadır.Deformitenin cerrahi tedavisi de oldukça zor ve maliyetlidir.

Yapılacak tarama ile olguların erken tanı ve tedavi şansları olacaktır.Erken tanı eğriliğin progresyonunu kontrol etmede, konservatif tedavinin başarısını arttırmada önemli bir katı sağlamaktadır.Böylece oluşabilecek özürlülüğün önüne geçilmiş ve yüksek maliyet gerektiren cerrahi uygulamalarının oranı azalmış olacaktır.

Skolyoz Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?

İzlem Tedavisi : 25 derecenin altında skolyozu olan hastalar, müdahale edilmeden 4‐6 ay aralarla takip ediliyor. İskelet yapısı tam gelişmiş, büyümesi tamamlanmış kişilerin takibi daha seyrek yapılabiliyor.

Korse Tedavisi : 25‐30 derece eğrisi olan ve eğriliği artan hastalarda, 20‐29 derece arasında eğrisi olan ve önünde en az iki yıl büyüme süresi olan hastalarda korse uygulaması tercih ediliyor. 
Korse kullanımında başarı iki temel noktaya dayanıyor. Birincisi, sorumlu doktor ve ortopedi teknikeri tarafından hastaya en uygun korsenin hazırlanması. İkincisi hastanın korseyi kullanma süreleri ve şekillerine disiplinli şekilde uyması. Genelde 40 dereceye kadar olan skolyozu olanların korse kullanımından fayda gördüklerine dair bilgi bulunmakla beraber daha yüksek derecelerdeki skolyozlarda da korse kullanılabilir. 
Cobb açısı 20 derece olan ancak hızlı ilerleme bekleyen hastalarda ergenlik döneminin başındakiler ve ergenlik döneminin sonuna gelmiş ancak 40 derece skolyozu olan hastalarla bir senede 20 dereceden fazla kötüleşme kaydeden hastalar, korse adayları arasındadır. 

Teknolojik Modelleme ile Korse Tedavisi : Skolyoz tedavisinin kullanılmaya başlandığı yıllarda Milwaukee tipi korse tercih ediliyordu. Daha sonra Cheneau, hafif ve fonksiyonel bir korse üretti. Ancak bu korseyle sırtta aşırı düzleşmeler meydana geldi. Rigo bu düzleşmeleri indirgemek için Cheneau korsesini yeniledi ve Rigo‐Cheneau sistemini kullanmaya başladı. Halen korse yapılmadan önce alçıyla bir nevi korsenin negatifi çıkarılıyor ve korse bu negatif üzerinden yapılıyor. Teknolojinin gelişmesiyle bilgisayar destekli modellemeler de kullanılabiliyor. Bu şekilde daha kesin sonuçlara ulaşılıyor. Korseler kişi üzerinde fiziksel ve psikolojik yük oluşturuyor. Alışma evresinde korse günde 23 saat takılamayabilir. Aralarda korsenin bantları 15‐20 dakika gevşetilerek derinin üzerinde basınç bölgeleri oluşması engellenebilir

Egzersiz Tedavisi : Bobath, Vojta, Katharina Schroth teknikleri gibi tekniklerin yanında klasik germe ve güçlendirme egzersizleri de uygulanabiliyor. 15 derecenin üzerinde skolyozu olan çocuklara ve 40 derecenin üzerinde skolyozu olan erişkinlere egzersiz tedavisi verilebiliyor. Çalışmalar, 60 dereceye kadar olan skolyozlarda egzersiz tedavisinin başarılı olduğunu gösteriliyor.

Cerrahi Müdahale : 45 derece ve üzerinde eğrisi olan, eğrisi artan hastalara cerrahi girişimler öneriliyor. 

Skolyoz Hastalığında Vida ve İple Tedavi : Skolyoz ameliyatlarından sonraki en önemli sorunlardan birisi omurganın sabitlenip belli kısımda omurga hareketliliğinin ortadan kalkmasıdır. 
Omurga cerrahlarının ve profesörlerin sabitleme işlemi yapmadan, omurganın büyümesine ve hareketli kalmasına izin verecek bir düzeltme tekniğiyle ilgili ameliyat gerçekleştirme çalışmaları hala sürüyor. 
Omurgasında skolyoz olup, halen büyüme potansiyeli olan hastalarda “gerdirme yöntemi” olarak adlandırılan bir yöntemin ilk sonuçları ümit verici bulundu. Bu yöntemde sırt eğriliklerinin dış bükey tarafına kameralı girişimle yandan vida koyulur ve bu vidalar kalın bir iple bağlanıp gerdirilerek bir miktar düzelme sağlanıyor. Böylelikle eğriliğin dış bükey tarafının büyümesi yavaşlatılıyor. İç bükey tarafı hızlı büyümeye devam ederken dış bükey tarafının büyümesi vidalara bağlı ip sayesinde yavaşladığı için zaman içinde eğrilik kendiliğinden düzelebiliyor. 
Bu yöntemin diğer avantajı da vidaları tutan yapının bir platin değil ip olması ve böylelikle ameliyat edilen kısmın hareketliliğinin devam etmesi oluyor. Bu yöntem dondurma yapılmaksızın düzelme sağlıyor, hareketi yok etmiyor ve büyümeyi bozmuyor. Klasik arkadan düzeltme tekniğine göre bir diğer avantajı ise ameliyat izinin daha küçük ve vücudun yan tarafında olması.

Skolyoz Ameliyatında Felç Riski Var mı?

Geçmişte ameliyat sırasında yapılan müdahalelerin omurilik üzerine etkileri anlaşılamazdı. Ancak ameliyatın sonuna doğru hastalar uyandırıldığında felç olup olmadıkları kontrol edilirdi. Bu işlem hem kişi için sıkıntılıydı hem de ameliyatın sonunda yapıldığından müdahale için geç kalınırdı. Ameliyat sırasında sinirlerin işlevlerini devamlı olarak gösteren “nöromonitorizasyon” işlemi bugün yaygın olarak kullanılıyor. Böylelikle ameliyat sırasında sinir yaralanmasına neden olabilecek herhangi bir işlemin yarattığı etki anında anlaşılır ve gerekli müdahale yapılır. Nöromonitorizasyon tekniği daha önceleri zaman zaman felç ile sonlanabilecek bu ameliyatların emniyetini ciddi oranda artırmıştır.

Dip Not : Tarama programımıza desteklerinizi bekliyor ve taramaya destek veren tüm kurumlara hekimlere ve sağlık persenolimize şükranlarımızı sunuyoruz!..
Devamını Oku »

5.04.2017

Sakal Kırandan Nasıl Kurtuldum?

sakal kıran tedavisi kesin çözüm
İleri Safha Sakal Kıran Hastalığı Görrseli
Yazımıza başlamadan önce şunu belirtelim;Şu anda bu sorunu yaşıyorsanız "İçiniz rahat olsun Sakal Kıran hastalığı tedavisi olan bir hastalıktır."Bu yazıyı okuduktan sonra sakal kıran sorunundan tamamen kurtulacaksınız!..

Sakal Kıranın Belirtileri Nelerdir?
Sakal kıranın belirtileri;belirli bir bölgede toplu iğne başı büyüklüğünde sık aralıklarla dökülmeler gözlenir,bu küçük dökülmeler birleşerek sakalda bozuk para büyüklüğünde dökülme oluşturur.

Sakal Kıran Nedir,Sakal Kıran Neden Olur?
Sakal kıran latince adıyla Alopesi areata; erkeklerde sakal bölgesinde toplu iğne başı büyüklüğünde dökülmelerle başlayıp bozuk para büyüklüğü görünümündeki dökülmere yol açan bir kıl kökü hastalığıdır.İlerleyen safhalarda sakalın belirli bölgelerine sıçrayıp birden fazla bozuk para şeklinde dökülmelere neden olan ve mevcut dökülmüş bölgelerde de genişlemelere neden olup yayılmaya başlayan bir hastalık çeşididir.Sakal kıran bulaşıcı değildir!..
Sakal kıran erken fark edildiğinde tedavisi çok daha kolay bir hastalıktır,sakal kıran müzmin bir rahatsızlıktır tedavi süreci uzundur ve sakal kıran sorununun en büyük sebeplerinden biride stres ve sıkıntıdır.

Sakal Kıran Sorunu Yaşayanlar Ne Yapmalı?
Sakal kıran erkeklerin en büyük kabuslarından biridir,bazı durumlarda sorun öyle vahimdir ki psikolojinizin bozulmasına sebep olur,fakat en tehlikeliside budur çünkü sakal kıran stresle (beslenir)doğru orantılı olarak artan bir hastalıktır.
Siz psikolojik olarak onu kafanıza taktığınız sürece stres ve sıkıntınız artar,stres arttıkça sakal kıran diğer bölgelere sıçramaya başlar yani çoğalmaya devam eder yada mevcut dökülen bölgede daha fazla sakal dökülmeye başlar,dökülen bölge genişler,kısacası bu durum sizi kısır bir döngü içine alır ve tedavi süreciniz uzar hatta uygulanan tedavi işe yaramaz hale gelir.

Bu yüzden sakal kıran sorunu yaşayan kişilerin ilk yapmaları gereken şey öncelikle bir psikiyatriste gitmeleridir.Psikiyatrisin verdiği ilaçlar hastayı rahatlatacak stres sorununu ortadan kaldıracaktır.
Bu aşamadan sonra hasta hemen bir Cildiye-Dermatoloji Deri Hastalıkları Uzmanına giderek ilaç tedavisi görmelidir,ilaçlarını düzgün bir şekilde aksatmadan kullanmaya başlamalıdır.
Bu tedavi sürecinde kortizonlu sakal kıran merhemleri,sakal kıran olan bölgeye sakal kıran için iğne tedavisi uygulanabilir,(Dip Not: Bazı doktorlar sırf bazı firmalarla anlaşmalı olduğu için saçma sapan şeyler yazabilirler örneğin;sadbe sakal çıkarıcı,minoksil,bioxcin forte,minoxidil,rogain,rogaine solüsyon veya Eeose Sakal Serumu vb. şeyler,bu gibi durumlarda temkinli olun verdikleri şeyleri araştırmadan almayın lütfen çünkü paranız çöpe gider!..Siz ne demek istediğimi anladınız zaten ;)
Tüm bunları yaptığınız halde 2-6 ay içerisinde sakal kıran sorununda veya sakalın döküldüğü yerlerde beyaz veya sarı tüylenme  başlayıp sakal çıkmıyorsa tedavi başarısız oldu deyip hiç paniğe kapılmıyorsunuz çünkü başında da söylediğimiz gibi sakal kıran sorunu çözümsüz bir hastalık değil,sakal kıran çaresi olan bir hastalık yeter ki doğru doktorlara,doğru yöntemlere,doğru bilgilere ulaşarak tedavi olun.

Baştada söylediğimiz gibi mutlaka geçecek çünkü bu hastalığı yaşayan binlerce insan var ve hepside bir şekilde bu illetten kurtulmuştur,kimisi doktor ve ilaçlar sayesinde kimisi psikolojik destekle kimisi de doğal yöntemlerle,kimisi koca karı ilaçlarıyla...
Hangi yöntem olursa olsun sonuçta sakal kıran sorunundan kurtulacaksınız,tek yapmanız gereken yılmamak,stres yapmamak,araştırmak ve tedaviyi düzenli bir şekilde sabırla uygulamaktır.

Psikiyatriste gittiniz,Cildiye-Dermatoloji Deri Hastalıkları Uzmanına gittiniz ilaçlarınızı düzenli bir şekilde aksatmadan kullandınız aylar geçti ama düzelme olmadı ise sakal kıran sorunu için doğal ve bitkisel yöntemlere başlayabilirsiniz.Hatta bazılarının küçümsediği o koca karı ilacı denen yöntemlere baş vurulacak(Bu arada dip not geçmeden edemeyeceğim,koca karı ilacı diye küçümsenen yöntemleri öğrenmek için elin Amerikalı yabancıları,araştırmacılar,doktorlar,Anadolu köylerini ziyaret edip köyün en yaşlılarından bu yöntemleri öğrenmeye ve kendi ülkelerinde geliştirip uygulamalar yaptıklarını belirtmek isterim)

Sakal Kıran Tedavisi Kesin Çözüm;
- En çok fayda edecek olan şey, bayan kuaförlerinin saç boyama işlemlerinde kullandığı hidrojen peroksittir. Eczanelerde yüzde 3’lük hidrojen peroksit hazırlatacaksınız. Bir kulak çöpüyle buna batırıp, sabah, öğle ve akşam, yani günde üç defa süreceksiniz. Yalnız,stresten de uzak durulması şarttır. 
Başka ne yapılabilir? Önce yüzde 3’lük hidrojen peroksiti yüzünüze günde 2-3 kere sürün. Ve arkasından da 1 tatlı kaşığı soğuk pres susam yağı ile 3-4 damla yine soğuk pres sarımsak yağını karıştıracaksınız, yüzünüze süreceksiniz. Bunu bir hafta kadar yapacaksınız.Bu uygulamayı sadece biz değil İbrahim Saraçoğlu da doğrulamış ve fayda sağlanacağını belirmiştir!..

Yukarıdaki işlemi denedik,geçmedi mi işte sakal kıran için bir diğer etkili yöntem;

- Günde 1 defa akşamları veya gece,1 diş sarımsağı ortadan ikiye bölüp tuza batırıyoruz ve sakal kıran olan bölgeyi o sarımsakla ovamaya başlıyoruz.Yalnız yumuşak şekilde değil sert bir şekilde sarımsağı tuzlayıp suyu çıkana kadar sakal kıranlı bölgeye yedirerek ovarak sürüyoruz.
- Tabi bu işlem biraz canınızı yakacak ve o bölge kızarıp tahriş olacak ama önemli olanda o bölgenin tahriş olup gözeneklerinin açılması ve kıl köklerini harekete geçirmesi.

-Ardından küçük bir kaba 1 çay kaşığı limon suyu,1 tatlı kaşığı vazelin,1 yemek kaşığı ardıç katranı koyup güzelce karıştıracağız ve sakal kıran olan bölgeye bu karışımı sürüp üzerine o bölgeyi saracak kadar bir parça lahana yaprağı koyuyoruz,lahana yaprağı antiseptik özelliğe sahiptir.
Bu uygulamayı her gece yada her akşam 7-10 gün boyunca yapacaksınız!..

NOT: Lahana yaprağı koymasanız da olur ama yaprak o bölgenin hava almamasını ve karışımın cilde iyi yedirilmesini sağlayacaktır.Ayrıca yatarken yastığınızın batmamasına ve karışımın dağılmasına engel olup bir yere bulaşmamasına da sebep oluyor yani bir nevi yara bandı vazifesi görüyor.

Dip Not: Ardıç katranına hiç bir şey katmadan direk sürme imkanınız varsa(yani ardıç katranının bıraktığı kahve rengi lekeden rahatsız olmazsanız)vazelin ve limon katmadan sadece ardıç katranı sürmek çok daha faydalı olacaktır.

-Tüm bu uygulamalardan sonra orası kabuk bağlayacak kabuk döküldükten sonra tüylenme başlayacak sarı tüyler ve beyaz tüyler görünmeye başlayacak ve beyaz sakallar çıkmaya başlayacak...

Bu yöntemde mi işe yaramadı ki işe yarayacak merak etmeyin, ama biz yaramadığını farz edelim ve  bir uygulama daha paylaşalım..İşte Sakal Kıran için bir diğer yöntem;

- En son çare sirke ruhudur bu çok acı veren bir yöntem olduğu için en son çare olarak uygulamanızı tavsiye ederim,gerçi yukarıdaki yöntemleri uyguladıktan sonra sirke ruhuna gerek kalmayacak ama çok ileri safhalarda ve inatçı olanlarda uygulanması gerekebilir.

NOT: Sirke ruhunun nasıl uygulanacağını yazmadım çünkü yukarıdaki uygulamalar sayesinde sakal kırandan zaten kurtulacaksınız,sirke ruhunun nasıl kullanılacağını yazmamamın bir diğer sebebi de sirke ruhunun oranının iyi ayarlanamadığı ve seyreltilerek kullanılmadığı durumlarda deride kalıcı hasarlara yol açması ve zehirli olmasından dolayı uzman kişilerce ve doktor kontrolünde kullanılmalıdır!..Çünkü sirke ruhu basit bir madde değildir bildiğiniz "asetik asit" tir.

Sakal Kıran Kendiliğinden Geçer mi?
Sakal kıran kendiliğinden de geçer fakat bu çok uzun zaman alır (2-3 yıl), ayrıca bu zaman zarfında stressiz ve sıkıntısız bir hayat sürmeniz gerekir,müdahale edilmeyen sakal kıran yüzün her yerine yayılır bu sizi görüntü olarak ve psikolojik olarak rahatsız etmiyor ise çok geniş ve rahat bir yapıya sahipseniz hiç bir şeyi kafaya takmıyorsanız,maddi ve manevi açıdan hayatınız dört dörtlükse bir süre sonra kendiliğinden geçebilir.Tabi ki kimsenin hayatı yukarıda saydığım gibi toz pembe olmadığı için sakal kıranın kendiliğinden geçmesi çok zordur.


Sakal Kıran Ne Zaman Geçer?
Sakal kıran inatçı bir hastalıktır kısa sürede geçmez sakal kıranın doktor tedavisi ve bitkisel uygulamalar sayesinde 1,5-6 ay arasında geçer.İlk safhalarda müdahale edilirse 3 ay gibi bir sürede ileri safhalarda sakalın bir kaç bölümüne sıçramış ve sakalda geniş yer kaplamış ileri derece safhalarda iyileşme süreci 6 ay bile sürebilir.
Sakal kıran hakkında ekşi sözlükte ve diğer sözlüklerde yazılmış çok saçma yorumlar var hatta bazıları bu konu hakkında dalga geçip saçma sapan önerilerde bulunmuşlar,sakın ola bu yorumları kafanıza takmayın ve kendinizi üzüp stres yapmayın,bu hastalığı yaşamayan bilemez bu yüzden abuk sabuk yazıları ve sakal kıran hakkında yorumları okuyup canınızı sıkmayın,yukarıda yazılanları harfiyen uyguladığınızda emin olun ki en fazla 6 içerisinde sakal kırandan eser kalmayacak!..

Derdini veren Allah şifasını da veriyor inşallah,moralinizi bozmayın şimdiden geçmiş olsun!..

Editörün Notu: Lütfen sakal kıran hastalığına yakalanan,bu hastalıkla mücadele eden ve bu hastalıktan kurtulan kişiler aşağıda yorum kısmında bildiklerini,yaşadıklarını,tedavi sürecinde yaşadıkları tecrubelerini,çektikleri sıkıntıları ve nasıl iyileştiklerini yazarlarsa hem yazdığımız yazıya katkı sağlamış olacaklar hemde bu makaleyi okuyup sakal kıran sorunundan muzdarip olan hastalara moral ve fayda sağlamış olacaktırlar.Unutmayın yazacağınız 3-5 kelime insan hayatına ve montivasyonuna fayda sağlayabilir!..
Devamını Oku »

18.03.2017

Tirnak Mantarlarina Bitkisel Yağlarla Kesin Çözüm

Tirnak Mantarlarina Bitkisel Çözüm
Tırnak Mantarı
Ayak ve el tırnaklarında rastladığımız,tırnağın yapısını ve rengini değiştiren rahatsız edici bir görüntü veren tırnak mantarı,aslında genel adıyla "Candida" dediğimiz vücudumuzda hali hazırda var olan ama fazla üremesiyle insan vücudunda bazı rahatsızlıklara sebep olan bir mantar hastalığıdır,tıptaki ismi "Onikomikoz" dur.

Candida mantarının bir çok farklı çeşidi vardır ama en yaygın olanı  "Candida albicans" dır.Normalde bağırsaklarımızda ve sindirim sistemimizde sindirime yardımcı olsun diye belli oranda bulunması gerekir.Fakat ne zaman ki bu oranın dengesi bozulur ve bu mantar çok fazlalaşır işte o zaman barsaklardan barsak çeperini geçerek kana karışır ve hastalıklara ve beli başlı rahatsızlıklara sebep olur,bu rahatsızlıkların başındada "tırnak mantarları" gelir.

Peki neden bozulur bu denge ve Candida vücudumuzda neden çoğalır?

Artık hepimizin çok aşina olduğu vücudumuzda yani sindirim sistemimizde bulunan ve yine sindirime yardımcı olan dost bakteriler vardır,ayrıca birde hastalık yapan bakteriler vardır.
Dost bakteriler işte bu mantarların vücutta belli oranda kalmasını sağlayan bakterilerdir ama ne zaman ki antibiyotiklerle kötü bakterileri öldürmeye çalışıyoruz işte o zaman maalesef ki o dost bakterileri de öldürmüş oluyoruz.Çünkü Antibiyotikler dost yada düşman bakteri ayrımı yapamıyor bu yüzden dost yada düşman ayrımı yapmadan bütün bakterileri öldürüyor,böylece vücudumuzda ki yararlı bakterilerde yok olmuş oluyor,işte bütün sorunlar bundan sonra başlıyor çünkü yararlı bakterilerin ölmesiyle vücudun dengesi alt üst oluyor,bağırsak florasının dengesi bozuluyor ve böylece bir takım rahatsızlıklar nüks etmeye başlıyor bunların en başında en bilindik olanı da mantar hastalıklarıdır.

Yalnız şunu unutmamak gerekir bağırsak florasındaki dengenin bozulmasına sadece antibiyotikler değil,dengesiz beslenmekte sebep olabiliyor.Sebep her ne olursa olsun iyi bakteriler azalınca Candida mantarları fazla üremeye başlıyor ve bunun sonucu vücutta bir çok farklı noktada mantar enfeksiyonları görülmeye başlıyor.
Mantar denildiğinde akla ilk gelen tırnak ve ayak mantarları oluyor ama maalesef ki çok daha rahatsız edici ve vücudun çeşitleri yerlerinde oluşan mantar hastalıkları baş gösteriyor.Bunlar "saç dipleri,ağız içi,tırnaklar,el ve ayak parmakları ve parmak araları mantarları,bayanlarda vajina mantarları ve en şiddetli olanlardan biri saç dökülmesine sebep olan seboreik dermatitler olarak karşımıza çıkıyor.Bu yazımızda konumuz tırnak mantarları olduğundan genel olarak "Tırnak Mantarları ve Tedavi Yöntemleri" hakkında bilgiler paylaşacağız!..
Burada seboreik dermatit konusu başlı başına komplike bir sorun olduğu için bu sorunu ayrıca ele alıp seboreik dermatitin neden olduğunu,soboreik dermatitten nasıl kurtulabileceğinizi daha detaylı bir şekilde "seboreik dermatit" başlığı adı altından sizlerle paylaşacağız!..

Mantar hastalıklarının sebebi çok net ve belli bir şey olduğu için öncelikle barsak floramızı düzenleyici önlemler almalıyız,bunların en başında probiyotikler ve bitkisel yağlar yer alıyor...

HİNDİSTAN CEVİZİ YAĞI :

Cocos Nucifera,son zamanlarda en çok gündemde olan yağlardan biri Hindistan Cevizi yağının içeriğinde bulunan çok özel yağ asitlerinden Kaprik Asit,KAprilik Asit ve LAurik asidin bulunmaktadır.Bunlar omega adını verdiğimiz esansiyel yağ asidleridir ve vücudumuzun üretemediği ama besinlerle mutlaka dışarıdan alınması gereken yağ asitleridir.
İşte bu yağ asitleri candidanın fazla üremisini durduruyor,bu durum bilimsel makalelerde ve klinik deneylerde ispat edilmiştir.
Bu sebeple aromaterapide hindistan cevizi yağını,kaşıntılı ve pul pul döküntülü deride mutlaka kullanmanızı tavsiye ediyoruz.Bakın bakalım o kaşıntıdan ve deri dökülmesinden eser kalacak mı?
mantar hastaligina hindistan cevizi yagı
Hindistan Cevizi Yağı
Özellikle kepek sorunu olanlara ve saçlarında seboreik dermatit rahatsızlığı olan kişilere sesleniyoruz;Saçınıza gece yatmadan önce Hindistan Cevizi Yağını sürüyorsunuz sabah kalktığınızda saçınızı yıkayın kepekten eser kalmayacak,seboreik sorunlarının sebep olduğu kaşınma ve kızarıklık şikayetlerinden kurtulacaksınız.
Ayrıca ağız içi ve sindirim borusunda yani yutakta konumlanmış Candinanın(mantarların) yok etmek için ve buralarda mantar oluşumunu engellemek için hafta 1-2 defa 1 kaşık hindistan cevizi yağını ağızda bir kaç dakika çevirerek ve yapabiliyorsanız bir kaç kez gargara yaparak tükürmek suretiyle uygulayabilirsiniz.Bakın bakalım ağız içi mantarlardan eser kalacak mı?..
Bu uygulamaya sosyete kesim ve pahalı bakım merkezleri "Oil Pulling" denir,olarak adlandırıyor.Bu uygulama için yüzlerce lira ücret ödemenize gerek yok bakın size nasıl yapacağınızı anlatıyoruz;
10 ml Hindistan cevizine 1 damla Nioli damlatarak sizde evinizde kendinize Oil Pulling uygulaması yapabilirsiniz!.. Bu kadar basit...

Candida tırnağa girip yerleşmiş ve orada bize kendini Tırnak Mantarı olarak göstermiş olabilir,ama başlangıç yerinin sindirim sistemi olduğunu biliyoruz o yüzden önce kaynağını kurutup ardından "Ekstremite" dediğimiz,en son gidip konumladığı yerdeki lezyonu tedavi etmek biraz zaman alabiliyor.Burada da imdadımıza "Tamanu Yağı" yetişiyor.

TAMANU YAĞI (Callophyllum ınophyllum) :

mantar hastaligi için tamanu yagi
Tamanu Yağı
Koyu yeşil renkte ,Tahiti fındığından elde edilen yapısında sadece tamanuda bulunan en özel yağ asitlerinden biri olan "callopyllonic" asidi içerir.
Ayrıca doğal güneş koruma etkisini içerisinde ki "SC Glucan" dan alır.Ciltte ve dokularda oluşan enflamasyonlarda hem siklooksijenaz(COX2) enzimini inhibe ederek,hemde pro enflamatuar sitokinleri ve tumor nekroz faktörü inhibe ederek etki gösterir.
Mantar enfeksiyonlarında ve diğer bütün enflamatuarlı enfeksiyonlarda etkileri çoktur.Histamini baskılayarak yaptığı kaşıntı giderici etkisi bilimsel olarak olarak kanıtlanmıştır.
Uçucu yağlardan  "Nioli,Limon ve Palmarosa" Mantar enfeksiyonlarında özellikle tırnak mantarlarında en etkili olanlardır!..


NİOLİ :

Melaleuca Viridiflora içeriği 1.8 sineolden ve limonen den dolayı;hem çok güçlü bir antifungal(mantar düşmanı) hemde bağışıklık güçlendiricidir.

tırnak mantarı için nioli yagi
Nioli

PALMAROSA :

Cymbopogon Martinii içerdiği Geraniol,citral,limone den dolayı hem antibakteriyel hem antifungal etkileri çok güçlüdür.
Özellikle Patojenik barsak florasına çok etkilidir,yani hani diyoruz ya kötü bakteriler;mesela onlardan Koli Basillus ve Eberth basillusa karşı çok etkilidir Palmarosa yağı.Böylece antibiyotiğe gerek kalmadan antibakteristik özellikler gösterir.Ama antibiyotiğin yaptığı gibi iyi bakterileri öldürmez!..
Uçucu yağların en önemli özelliklerinden biri seçici olabilmeleridir.
mantar hastaligi icin palmarosa bitkisi yagı
Palmarosa Bitkisi Yağı

LİMON :
Citrus Limon.Yani bildiğimiz her evde hemen hemen her zaman kullandığımız limon.Limonen,Mirsen,Linalol içerikleri sayesinde diğer bir çok enfeksiyon da olduğu gibi mantar enfeksiyonunda da etkilidir hem önleyici hem tedavide rol oynar.

tirnak mantari tedavisi için limon
Tırnak Mantarı Tedavisi İçin Limon
TIRNAK MANTARLARLARINA BİTKİSEL YAĞLARLA KESİN ÇÖZÜM :

- Hindistan cevizi yağı
- TAmanu Yağı
- Nioli Uçucu Yağı
- Palmarosa Uçucu Yağı
- Limon Uçucu Yağı ile hazırladığımız karışımı Sabah ve akşam olmak üzere tırnaklarınıza sürün.Mantar çok inatçı ve yoğun ise sadece uçucu yağları (Nioli-Palmarosa-Limon) eşit oranda karıştırılır ve tırnağın üzerine direkt olarak sabah ve akşam olmak üzere sürülür.
Emin olun ki tırnak mantarlarınızdan eser kalmayacak!..
Devamını Oku »

12.02.2017

Antibiyotik Yerine Kekik Kullanamı Başladı

Şimdi sizlere antibiyotik kadar etkili ve antibiyotiğin zararlarının hiç birisine sahip olmayan bir bitki var,adı da kekik desem inanırmısınız?...
Dünya sağlık örgütü açıkladı; Artık antibiyotikler fayda sağlamıyorlar bu yüzden yeni bir antibiyotik çeşidi üretilene kadar hastaların Kekik bitkisi kullanmaları konusunda uyarıda bulundular!..Ayrıca doktorların kekik bitkisinin,çayından,yağından ve suyundan faydalanma yöntemlerini hastalara anlatmalarını istediler.
antibiyotik-yerine-kekik-kullanabilirsiniz
Antibiyotik Yerine Doğal Çözüm;Kekik
Evet,malesef artık antibiyotiklerin işi bitti ve bakteriler antibiyotiklere karşı direnç sağladığı için antibiyotikler hastalıklara karşı fayda sağlamıyor,tıp dünyası çaresiz çünkü yeni bir antibiyotik çeşidi üretilmezse bir çok insanın ölebileceğini söylüyorlar...

Bu konumuzda artık bir çok bakteri ve hastalığa karşı etkisiz kalan,yan etkilerinin ve zararlarının saymakla bitmediği atnibiyotiklerin yerine,antibiyotiklerden daha etkili; Antimikrobik, antioksidan, antikansorejen, antidiyabetik, antikolestremik, antispazmodik, antiromatizmal etkilere sahip olan kekik bitkisinden bahsedeceğiz!..

Kekik tam bir tabiat harikası ve Türkiyede bolca bulunuyor,üstelik en çok çeşidi de Türkiyede mevcur. Vücudu adeta bir zırh gibi koruyan ve aynı zamanda da iyileştiren kekik Türk halkı için doğal bir ilaç ve hatta bir nimet. Peki,hayat kurtaran ve artık antibiyotiklerin yerini alacağı için,evimizden eksik etmemiz gereken kekiği nasıl almalı ve nasıl kullanmalıyız?

Kekik Bitkisinin Etken Maddeleri?

Kekik eterli uçucu yağ; Thymol (%50 civarında), Carvacrol, Borneol, Cymol, Pimen, Tanen ve flavonlar içerir.
Türkiye'de Origanum, Thymus, Thymbra, Saturaje, Sideritis ve Salvia cinsi kekikler yoğun olarak yetişmektedir, bu kekik çeşitleri sağlık açısından en çok faydalı olanlarıdır

Bakteriyel enfeksiyonlar için özel olarak tasarlanan antibiyotikler, doktorların alanına giren sorunların çoğuna karşı gözde ilaçlardandır. Ancak kekik yağının faydaları zararlı yan etkileri olmaksızın bazı antibiyotiklere üstünlük sağlıyor .

Ne yazık ki, çoğu tıp doktorunun öngördüğü antibiyotiklerin bugün antibiyotik direncine neden olması, iyi bakterilerin yok edilmesi (probiyotikler), vitamin emiliminin azaltılması ve sızdırmaz bağırsağa neden olan sindirim astarına zarar verilmesi gibi bir çok tahrip edeci yan etkileri bulunmaktadır.

"Antibiyotiğin geniş spektrumlu olarından kullanmak, birkaç düşman hedefini ortadan kaldırmak için özel bir operasyona keskin nişancı ekibi göndermek yerine bir şehre nükleer bomba atmaya benzer."
İyi haber şu ki, antibiyotiklere alternatif olarak inanılmaz doğal bir yöntem var ve bu da kekik özü yağı (keklik yağı olarak da adlandırılmaktadır). Kekik yağları, güçlü anti-bakteriyel ve anti-fungal özelliklere sahip iki güçlü karvakrol ve timol bileşiği içerir.

Geçtiğimiz Ağustos ayında, Wall Street Journal muhteşem bir yazı yayınladı: Antibiyotiklerin aşırı kullanımı ve ihtiyaç duyulmadığında geniş spektrumlu ilaçların reçetelenmesi, bir dizi probleme neden oluyor. Antibiyotikler dirençli enfeksiyonların büyümesini teşvik ederek, ilaçların tedavi edilmesi planlanan bakterilere karşı daha az etkili olmasını sağlayabilir ve vücudun gıdaları sindirmek, vitaminler üretmek ve diğer işlevlerin yanı sıra enfeksiyonlardan korunmaya yardımcı olan iyi bakteri (probiyotikler) de yok ediyor.

Antimikrobiyal Kemoterapi Dergisinde Temmuz ayında yayınlanan bir çalışmada, Utah Üniversitesi'ndeki araştırmacılar ve CDC, hekimlerin % 60'ının antibiyotik reçete ettiğini ve geniş spektrumlu olanları seçtiklerini tespit ettiler.Tabiki bu veriler Amerika kaynaklı verilerdir,malesef Türkiyede bu oran %80 civarındadır.

2011 yılında Pediatrics dergisinde yayınlanan çocuklarla ilgili benzer bir araştırmada, antibiyotiklerin reçete edildiği zaman, reçete edilmesinin sebebinin çoğunlukla solunum yolları enfeksiyonundan dolayı olduğu görülmüştür,bu oranın % 50 olduğu tespit edilmiştir.
Her iki çalışmada,antibiyotiklerinin yaklaşık% 25'inin, viral enfeksiyonlar gibi koşullar için kullanılamadığı ortaya çıkmıştır.

Kekik Suyu Görseli
Keklik Suyu ve Kekik Yağı Antibiyotik Yerine Reçete Edilebilir!..

Nane ailesi ( Labiatae ) yağı kokusunun bir üyesi, pizza sosuna koyduğun şey değildir. Akdeniz'de bulunan tıbbi nota kekik, uçucu yağı çıkarmak ve şifa veren bileşiklerini korumak için damıtılır.

Kekik suyu olarak bilinen, kekiğin damıtılması ile elde edilen suyun faydaları neler?
Damıtma sırasında yağın altında biriken damıtık su, "kekik suyu" olarak kullanılır. Kekik suyunun son yıllarda kullanımı yaygınlaştı, marketlerde bile satılmaya başlandı.Kekik suyu özellikle mide-bağırsak sorunlarında iyi gelmektedir; ağrıları giderir, safra salgılanmasını artırır, hazmı kolaylaştırır. Kolesterolü, kan şekerini düşürür. Tansiyonu dengeler. Kanseri önler. Mikropları öldürür.

1 kilo kekik yağını üretmek için 1000 kilo yabani kek kullanılması gerekir,halk tıbbında dünyanın 2,500 yılı aşkın bir zamandır en çok kullanılan değerli bir bitkisidir.
İyileştirici bileşik olan karvakrol(carvacro), tartışmasız kekik yağının bu kadar güçlü olduğunu açıklayan en önemli bileşendir.

800'den fazla çalışma, araştırmanın tedavi kapasitesini oldukça desteklediğini vurgulayan, bilimsel kanıta dayalı literatür için dünyanın 1 numaralı veritabanı olan PubMed'deki carvacrol'ı referans gösteriyor. Ne demek istediğimi anlamanız için, carvacrol'un nelere iyi geldiği aşağıdadır;

Kekik Yağının Faydaları Nelerdir,Kekik Hangi Hastalıklara İyi Gelir?

  • Bakteriyel enfeksiyonlar
  • Mantar enfeksiyonları
  • Parazitler
  • Virüsler
  • Iltihaplanma
  • Candida
  • Alerjiler
  • Tümörler
  • Böbreklerde ve mesanedeki mikropları öldürür.
  • Bağırsak iltihabını iyileştirir.
  • Bedeni kuvvetlendirir
  • Hazmı kolaylaştırır.
  • İştahsızlığı giderir.
  • Sinirleri kuvvetlendirir.
  • Kalp çarpıntılarını keser.
  • Salgı bezlerinin düzenli çalışmasını sağlar.
  • İdrar söktürür.
  • Adet düzenleyicidir.
  • Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardım eder.
  • Afrodizyak özelliği vardır. 
  • Hastalıklara karşı direnme gücünü artırır.
  • Çocuklarda görülen kansızlığı giderir.
  • Kan dolaşımını düzenler.
  • Müzmin öksürük, astım, bronşit ve zatüreede faydalıdır. Grip, nezle ve anjinde şikayetlerin azalmasına yardımcıdır.
  • Kekik suyu ile banyo romatizma ağrılarını dindirir.
  • Kandaki şeker miktarını azaltır.
Kekik Bitkisi Bizi Hangi Hastalıklardan Koruyor?

Kekik mikrop öldürücü özelliği ile antiseptik, antimikrobik bir bitkidir. Ayrıca içeriğindeki maddelerle vücutta hücre koruma sistemlerini güçlendirmesiyle antioksidan, kanser oluşumunu engellemesiyle antikanserojen, her türlü karın ağrısı ve gaz giderici özelliği ile antispazmodik, romatizmal hastalıkları iyileştirmesiyle antiromatizmal, diyabet hastalığını engellemesiyle antidiyabetik ve vücuttaki kolestrol oranını ayarlamasıyla antikolestremik özellikler taşımaktadır. Bu özellikleri ile kekik, yaşlılığı geciktirmekte, tümör oluşumunu engellemekte, şeker hastalığına iyi gelmekte ve gıdaların bozulmasını doğal yollarla engellemektedir

Kekik Yağının Gücü!

Geçen Aralık ayında Journal of Medicinal Food , 5 farklı türde kötü bakterilere karşı kekik yağının antibakteriyel etkisini değerlendiren bir çalışma yayınladı. Anti-bakteriyel özellikleri değerlendirdikten sonra kekik yağı bu zararlı 5 türede önemli bir anti-bakteriyel özellik sağladığı görülmüştür.İlginçtir ki, en yüksek aktif özelliğe sahip E. Coli'ye karşı bile anti-bakteriyel özellik sağlamıştır; bu da, mide bağırsak sağlığını geliştirmek ve ölümcül gıda zehirlenmesini önlemek için düzenli olarak kekik yağının kullanılması gerektiğini gösteriyor.

İki yıl önce, Pakistanlı araştırmacılar, Reveasta Brasileira de Farmacognosia dergisinde benzer sonuçlar yayınladılar,ayrıca kekik yağının çeşitli türdeki kanser hücrelerini öldürme kabiliyetlerini kanıtlıyorlardı !

Birçok sağlık araştırması için bir kaç düzine çalışmada, kekik yağının zararlı antibiyotikler yerine kullanılabileceği doğrulanmaktadır. Araştırmalar sonucunda ulaşılan veriler kekik yağının doğal bir antibiyotik olduğunu kanıtlamıştır.

Örneğin, geçen yılın sonlarında , Avrupa Tıbbi ve Farmakolojik Bilimler Dergisi'ndeki bir araştırma,sıçanlarda metotreksat toksisitesine karşı koruma sağlamak için uygulanan karvakrolün dünyanın en tehlikeli bazı ilaçlarının yan etkilerini önlediği görüldü!

Mesela,Metotreksat (MTX), kanserden romatoid artrite geniş bir dizi sorunu tedavi etmek için yaygın olarak kullanılan bir ilaçtır. Tehlikeli yan etkilere sahip olduğu bilinen Türk araştırmacılar ve doktorlardan oluşan bir ekip, oregano'nun bu faktörleri tutma kapasitesini değerlendirdi, çünkü antioksidanlar ve anti-inflamatuar ilaçlar MTX'e karşı tam koruma sağlamada etkisiz kaldı.

Farelerde siyatik sinirdeki çeşitli belirteçleri değerlendirerek,karvakrinin, MTX ile tedavi edilen farelerde pro-inflamatuarı ilk kez azalttığı gözlemlendi. Araştırma dünyasında nispeten yeni bir konsept olarak, "çığır açan" bu araştırmanın öneminini anlamanız için,bu sonuçları test eden daha bir ok araştırmayı örnek gösterebiliriz!.. Benzer şekilde Hollanda da araştırmacılar, kekik yağının "oral demir tedavisi sırasında kalın bağırsakta aşırı büyümeyi ve kolonizasyonu önleyebileceğini" de göstermiştir. Demir eksikliği anemisini tedavi etmek için kullanılan oral demir tedavisi, Mide bulantısı, ishal, kabızlık, mide ekşimesi ve kusma gibi gastrointestinal sorunlardan oluşan bir seri yan etkidir.


Kekik Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz Kekiğin Yan Etkileri Var mıdır?

Kekik alırken; yeni mahsül ve dalında kurutulmuş demet halinde satılanlar tercih edilmelidir. Kurutulurken sağlıklı ortamda kurutulup kurutulmadığını rengi ve kokusundan anlayabilirsiniz. Rengi canlı, kokusu keskin olmalıdır.Güneş görmeyen yerde, Koyu renkli şişelerde, serin bir ortamda saklanmalıdır.

Önerilen dozlar aşılmadığında bilinen hiçbir yan etkisi yoktur.Fakat alerjik bünyeli kişilere önerilmez.Tiroid bezinin işlevini arttırabilir. Bu nedenle guatr hastalarının kekik yağını kullanmaması tavsiye edilmektedir.

Kekik yağı ve kekik suyu en fazla 2-3 hafta boyunca kullanılır,ardından 15 gün ara verilip terar kullanmaya başlaya bilirsiniz.Kurutulmuş kekik otu, gebe kadınlar için gayet iyidir ancak kekik yağını kullanırken hamile kadınların dikkatli olmaları ve bunu doktorun talimatı olmadan asla kullanmamaları gerekir.

Kekik Çayı Nasıl Hazırlanır ve Nasıl Kullanılır?

Kekik çayı, içerisindeki en etkili madde olan eterli uçucu yağın (Thymol) yitirilmemesi için hiçbir zaman kaynatılmaz! Yarım veya bir tatlı kaşığı kurutulmş, ince kıyılmış kekiğin üzerine, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar su dökülür, üstü kapatılarak 8-10 dakika demlendirilir ve süzülür. Günde 2-3 bardak yeni demlenmiş olarak, aç karnına veya öğün aralarında, soğutulmadan ve yudumlanarak içilir. Çayının yapımı çok kolay ve ferahlatıcı bir etkisi var, sinirleri yatıştırıcı, mideyi rahatlatıcıdır. Boğaz tahrişi, öksürük, gribal enfeksiyonlarda kullanılmanızı şiddetle tavsiye ederim.

Sabahları bir bardak kekik çayını içtiğinizde vücudunuzda iyi ve güzel şeylerin harekete geçtiğini hissedeceksiniz. Özellikle soğuk havalarda şifa niyetine hasta olmasanız da içmenizi öneririm.
Devamını Oku »

10.02.2017

Ekinezya Hangi Hastalıklara İyi Gelir?

Türkiyede kış çayı olarak bilinen genel adıyla ekinezya,bilimsel adıyla (3 tür ekinezya vardır)Echinacea Angustifolia,Echinacea Purpurea,E. Pallida olarak adlandırılırlar.Ekinezya kırmızı ayçiçeği, Brauneria angustifolia, Brauneria pallida, tarak çiçeği, Kansas otu, kirpi çiçeği, Hint başı ve koni çiçeği olarak da bilinir.Asteraceae familyasındandır.Kökünden yaprağına kadar bitkinin tamamından faydalanılır.Doğal yetişme alanı Orta ve Kuzeydoğu Amerika olarak kayıtlara geçmiştir.

Herhangi bir güneşli bitki bahçesi,kökenlerini Kuzey Amerikadan alan,gürbüz ve kendine has bir kır çiçeği olan ekinezya olmadan tamamlanmış sayılmaz.
Ekinezyanın çiçeklerinin lavanta renkli ortası dikenli ve kubbemsidir ve tek katmanlı taç yapraklardan oluşmaktadır.Bilinen ismi mor koni çiçeği ismi burdan gelmektedir.
Bu türe koni denmesi çok uygundur çünkü echinacea Yunanca echinos "konimsi" kelimesinden gelir.Avrupalı istilacılar Kuzey Amerikaya gelmeden yüzyıllar önce yerli topluluklar ekinezyanın en az üç türünü tıbbi amaçla kullanırlardı.

Bu bitki geniş düzlüklerde yaşayan yerliler ve komşu bölgeler için evrensel düzeydi bir ilaçtı.Ekinezya, Great Plains Hindistan kabileleri tarafından geleneksel bitkisel ilaçlarda kullanıldı.Şifa için kullanılan bitkiler arasında en çok kullanılan bitkilerden biriydi.
Ekinezya günümüzün bitkisel tıbbında en çok araştırılmış bitkilerden biridir.En çok bilinen özelliği Soğuk algınlığının şiddetini ve süresini azaltmasıdır.Bağışıklık sistemine sayısız etkisi vardır,bunların arasında antikor tepkisinin artması,virüslere karşı interferon seviyesinin yükselmesi ve enfeksiyona karşı beyaz kan hücrelerinin uyarılması sayılabilir.

Ekinezyanın bazı kimyasal bileşenleri bitkinin türüne,bitkinin bölümüne ve özütleme tekniğine göre değişiklik gösterir.Polisakkaritler,glikoproteinler ve alkilamitler bağışıklık sistemini canlandıran virüsleri ve bakterileri baskılayan tıbbi etkiye sahiptir.

Ekinezya özü içeren kremlerin mantar,egzama,seboreik dermatit gibi cilt hastalıklarının tedavisinde etkili olduğu bilinmektedir.

Ekinezya çayı içmek A, B kompleks ve E vitaminleri ile kalsiyum, magnezyum, demir, potasyum ve sodyum gibi mineralleri için iyi bir kaynak olduğundan sizi dinç tutacaktır.


Bazı laboratuvar çalışmaları ekinezyanın eklem ve kas ağrılarını dindirme, migren ağrılarını hafifletme ve iltihabı azaltmak için bazı aktif bileşenlere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. 


Çay formunda ya da harici krem olarak kullanıldığında idrar yolu enfeksiyonları, Candida (vajinal mantar) enfeksiyonları, kulak enfeksiyonları (otitis media olarak da bilinen), ayak mantarı, sinüzit, saman nezlesi (alerjik rinit de denir) gibi hastalıklara iyi gelmektedir.
ekinezya bitkisi hangi hastaliklara iyi gelir
Ekinezya bitkisine ait bir görsel!..
Ekinezyanın Faydaları :
- Soğuk algınlığına iyi gelir
- Ekinezya çayının antiseptik özelliği vardır
- Boğaz ağrısına iyi gelir
- Kuru öksürük şikayetini geçirir
- Boğaz şişkinliğini giderir
- Kas ve eklem ağrılarına iyi gelir
- Kansere karşı korunma amacıyla kullanılır
- Hemoroid tedavisinde kullanılır
- Doğal Ateş düşürücüdür
- Hafif ve Orta dereceli enfeksiyonların tedavisinde kullanılır
- Bağışıklık sistemini güçlendirir
- İdrar yolu enfeksiyonlarına karşı kullanılır
- Saman nezlesine iyi gelir
- Migren nedeniyle oluşan baş ağrısını hafifletir
- Alerjiyi hafifletir


"Omaha ve Ponca yerlileri ekinezyayı diş ağrısı için kullanırlardı,taze ekinezya köklerini çiğneyerek diş ağrısı problemlerini çözerlerdi."

"Ekinezya bitkisinin köklerinin sıvısıyla yıkanmak yaralara ve yanıklara iyi gelirdi,ayrıca vücut bu sıvıyla silinerek ateşli hastalıklarda ateşin düşmesi için kullanılırdı"

"Diğer topluluklar ekinezyayı soğuk algınlığı,öksürüğe,koliğe ve hatta çıngıraklı yılan sokmalarına karşı kullanırlardı."

"1800'lerin sonlarında Amerikan tıbbi bitkilerini tedavi amacıyla kullanan bir çok seçme doktor,ekinezyayı solunun yolu enfeksiyonlarına ve deri hastalıklarına karşı kullanmışlardır"

"Ancak 1930'larda yani ilaç endüstrisinin hızla yayıldığı dönemde(antibiyotik kullanımı artmaya başladığında) Amerikada revaçtan düşmeye başlayan ekinezya avrupada özelliklede Almanyada popülaritesini hızlı bir şekilde arttırmaya başlamıştır.Günümüzde ekinezya Avrupada hala bir çok hastalığın tedavisinde kullanıldığından revaçta olan bir bitkidir."

"Bitki uzmanları ekinezyanın soğuk algınlığının ve gribin süresini kısalttığını ve ateş,öksürük,boğaz ağrısı gibi rahatsızlıklar için kullanılacak en uygun bitki olduğunu söylemektedirler.

"Ekinezya aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirmek ve vücudun enfeksiyonlara karşı direncini arttırmak amacıyla da kullanılmaktadır."

"Ekinezya,herpes, HIV / AIDS, insan papilloma virüsü (HPV), kan dolaşımı enfeksiyonları (septisemi), tonsillit ,streptokok enfeksiyonları, sifiliz , tifo , sıtma , kulak enfeksiyonu , Domuz gribi , siğiller ve difteri adı verilen burun ve boğaz hastalıklarına karşıda kullanılmaktadır. "

"Ekinezya, terapötik etkilerinde rol oynayan çeşitli kimyasal maddeler içerir. Bunlara polisakkaritler, glikoproteinler, alkamitler, uçucu yağlar ve flavonoidler dahildir.

Kökte bulunan kimyasallar, bitkinin üst kısmındaki kimyasallardan oldukça farklıdır. Örneğin bitkinin yer üstü kısımları daha fazla polisakkarit (bağışıklık sisteminin aktivitesini tetiklediği bilinen maddeler) içeriyor ise, kökler yüksek uçucu yağ konsantrasyonlarına (kokulu bileşikler) sahiptir. Araştırma toprak üstü kısmının düşündürmektedir da bu aktif maddelerin kombinasyonu, Echinacea faydalı etkilerinden sorumlu olan Echinacea purpurea en etkili yöntemdir.

Almanya'da (otlar hükümet tarafından düzenlenir), Ekinezya purpureasının yeryüzündeki kısımları soğuk algınlığı, üst solunum yolu enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları ve yavaş iyileşen yaralar için onay almıştır. Kök Ekinezya pallida bitki aynı zamanda grip benzeri enfeksiyonların tedavisi için onaylanmıştır."



"Şimdilerde dünyanın dört bir yanındaki insanlar ekinezya ile ilgilenmeye başladı çünkü bazı antibiyotikler bazı bakterilere karşı eskiden olduğu kadar fayda sağlamıyor."

"Tıbbi tedavide ekinezya köklerinden,gövdesine,koni çiçeklerine ve yapraklarına kadar bütün olarak kullanılır"

Ekinezyanın Çay Olarak Kullanım Şekli:
- 2 Çay kaşığı ekinezya yaprağını/çiçeğini bir bardak kaynar suya koyun 10 dk. bekletip günde 3 defa içebilirsiniz.Yada kökünden 1 Çay kaşığı alıp 2 bardak suda 10 dk. kadar kaynatın ılıyınca içebilirsiniz!..

- 2 adet ekinezya kökünü,1 tutam nane yaprağı,1 tutam çördük otu,1 tutam kekikle karıştırın.Bu karışımdan 2 yemek kaşığını 2 bardak kaynar suda 15 dk. demleyin süzün ve için,soğuk algınlığı belirtileri baş gösterdiğinde bu karışımı günde 3 defa için nezle ve grip olmaktan kurtulun.

Not: Ekinezya çayını düzenli olarak  10-15 gün tükettikten sonra mutlaka 1 ay ara verin,1 ay sonra yine kullanıma devam edilebilir.Ekinezayı aç karnına alınmaz. Bunun yerine, yiyecek ya da büyük bir bardak su ile birlikte alın.

Ekinezyanın Tentür Olarak Kullanım Şekli:- Ekinezyanın kökünü veya taze üst kısımlarının suyunu sıkıp saf alkolde 20 gün bekletin soğuk algınlığı baş gösterdiğinde,her iki saatte bir,1ml veya 2ml olmak üzere doğrudan yada sulandırarak için.Nezle,grip ve gribal enfeksyona bağlı ateş gibi sorunlardan tamamen kurtulun.

UYARILAR:  Otoimmün rahatsızlığı olan kişiler ekinezya gibi bağışıklığı canlandıran bitkileri kullanmadan önce dikkat etmelidir!..
Ekinezya belirli karaciğer enzimlerini baskılayabilir.Mantar enfeksiyonunda kullanılan itraconazole'le,kolesterolü düşürmek için kullanılan lovastatin'le ve alerji için kullanılan fexofenadine'le bir arada kullanımda teorik olarak kan seviyesini arttırdığından dolayı ekinezya bu ve içeriğinde bu tarz olan ilaçlarla ve doğum kontrol haplarıyla  beraber alımına dikkat edilmesi gerekir!..
Asteraceae(papatya) familyasındaki bitkilere alerjisi olanlanlarda  nadiren alerjik reaksiyonlara yol açabilir!..
Bazıları çok hafif mide bozulması yada baş dönmesi deneyimlemişlerdir!..
Ekinezyanın yüksek dozda kullanılması mide bulantısı ve kusmaya yol açabilir!..Ağız yoluyla alındığında, ekinezya dilde geçici uyuşma ve karıncalanmaya neden olabilir.

Editörün Notu Sağlık ve sağlıklı beslenme ürünlerinin saflığını test eden bağımsız bir firma tarafından yapılan araştırmada, test için satın alınan 11 markanın sattığı ürününden sadece 4 tanesinde has ve doğal ekinezya içerdiği tespit edilmiştir.
Bu firmaların ürettiği poşet çaylarda ve kapsüllerin içeriğinde yaklaşık % 10'unda hiçbir şekilde  ekinezya bitkisine rastlamamıştır. Bu kandırmacayı en basit deneyimle öğrenmek isterseniz,Türkiyede satılan poşet bitki çaylarını örnek gösterebiliriz.Mesela bir markete girip en bilindik firmaların ıhlamur çaylarından alacağımızı farz edelim; lütfen birini seçiniz ve kutunun arkasında ki "içeriği" kısmını okuyunuz,neredeyse hiç bir firmanın ürününde %100 ıhlamur içerir yazmaz,hepsi demiyorum ama genelinde aşağı yukarı % 60 ıhlamur,%10 tarçın,%30 dut yaprağı yazdığına şahit olursunuz.Maalesef bu bir kandırmacadır,siz şifa için ıhlamur içtiğinizi sanırken içeriğinde %60 ıhlamur içeren o %60'ında ıhlamur çiçeçiğinin neredeyse hiç olmadığı ve neredeyse tamamiyle ıhlamurun yapraklarından elde edilmesiyle oluşmuş çayı yumdular,kullanır ve maalasef hiç bir fayda göremezsiniz.
poset-caylarda-yapilan-hile
poset-caylarda-yapilan-dolandiricilik
Resimde gördünüz gibi siz sadece zencefil-yeşil çay-limon karışımlı poşet çay içmek istiyorsunuz ama içeriğinde limon yerine limon otu olduğunu,aramo verici,meyan kökü,stevya gibi belkide içmek istemediğiniz belkide bunlara karşı alerjinizin olduğu katkılar mevcut.
Bu yüzden size tavsiyem paketlenmiş yada firmalar tarafından hazırlanmış bitkisel ürünleri kullanmayınız,bitkiyi kullanmadan önce iyice araştırıp,tanıyıp aktara gidip görerek aldığınız ürünü veya kendiniz toplayıp kurutup muhafaza ettiğiniz bitkiyi kullanmanızı ısrarla tavsiye ederim!..
Lütfen paketlenmiş yada kapsül halde satılan ekinezya alırken güvenilir şirketler tarafından üretilen ürünleri satın alınız!..
Dip not;Maalesef Türkiyede ki en güvenilir ve en çok reklamı yapılan markalarda bile durum yukarıda yazdığım gibi...üzgünüm...
Devamını Oku »

15.01.2017

Palm Yaği(Nutella Yaği) Kanserojen mi?

Bu günkü konumuz palmiye yağı;bir diğer adıyla palm yağı(Palm oil).Yapılan son araştırmalar palmiye yağının(hurma yağının) kanserojen içeriğe sahip olduğunu söylüyor.Eğer bu doğruysa durum gerçekten çok vahim çünkü palmiye yağı bebek mamalarında da kullanılıyor!..
Kısacası palm yağının kullanılmadığı yer yok,çıkan haberlerde nutellanın öne çıkarılması herkesin kullandığı meşhur bir çikolata markası olmasından kaynaklanıyor!..
Nutella ve benzeri bir çok ambalajlı üründe ucuz diye tavsiye edilen bu yağ,nutella bağımlılarını çok üzdü.Fakat bize göre üzülmesi gerekilen şeyin bu yağın bebek mamalarında kullanılıyor olması bu durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor!..
Bazıları bu haberin,yani palmiye yağının kanserojen içeriğe sahip olduğu haberlerinin ortaya atılmasının tek sebebinin Nutellayı bitirmek amaçlı olduğunu düşünüyorlar,hal böyleyken ve bu konuda kafalar bu kadar karışmışken bizlerde eğrisi ve doğrusuyla bu konuyu sizler için araştırmaya karar verdik.Bu makalede;palm yağı nedir?,nutella yağı kanserojen mi,palmiye yağı kanser yapar mı,palmiye yağı nedir,nutella neyden yapılıyor,palmiye yağının içeriği nedir,palmiye yağının faydaları ve zararları nelerdir,palm yağı nerelerde kullanılır,hurma yağı(palm yağı) kansorejen mi... vb. soruların cevaplarını bulabilirsiniz!..

nutella yagi kanser yapar mi
Nutella İçeği ve Palmiye Yağı Oranı
Palm Yağı (Palmiye Yağı) Nedir : Palm yağı ya da diğer adıyla Palmiye yağı, palmiye meyvesinden edilen bir yarı katı bitkisel yağdır. Palmiye yağı ağırlıklı olarak yemeklik yağ olarak kullanılır. Bununla birlikte dizel veya biyodizel üretiminde de kullanılmaktadır.Her şeyde kullanılmasının sebebi diğer yağlara göre çok daha ucuz olması ve Türkiye'ye diğer bitkisel yağların yarısından daha az gümrük vergisiyle girdiği içindir.
Nutella çikolatasının yaklaşık %20’sinde palmiye yağı bulunuyor.Sadece nutellada değil çikolata ve çikolatalı ürünlerin hemen hemen hepsinde palmiye yağı(hurma yağı) kullanılıyor.
Örneğin;Aldığınız bir çikolatalı gofretin içerisindeki ürünlere bakın hepside hurma yağı(palmiye yağı) ibaresinin yazılı olduğunu görecesiniz.Sektörde bisküvi, kek, çikolata gibi hazır gıda, dondurma ve margarin yapımında tercih edilmektedir.Ayrıca şampuanlar, cilt losyonları, sabunlar ve mumlar gibi gıda dışı kategoride yer alan pek çok ürünün yapımında da kullanılmaktadır.
Palmiye yağı hurma yağı olarak da biliniyor. Hurma yağı ağacından elde edilen bir tür bitkisel yağ. Dünya çapında yılda yaklaşık 28 milyon tonluk üretimi ile en çok üretilen yağlar arasında soya yağından sonra ikinci sırada yer alıyor. Malezya, Endonezya ve Kolombiya dünyanın önde gelen palmiye yağı üreticileri arasındadır.


Palmiye Yağı Sağlığa Zararlı mı ve Kanserojen İçeriyor mu?


Bu sorunun cevabı çok basit.Evet palmiye yağı(nutella yağı) sağlığa zararlı kansorejen bir yağdır ve artık bu kanıtlanmıştır.İçeriğinde alfa, beta, gama, delta tokotrienoller ve tokoferoller, karotenoidler, steroller, fosfolipitler, glikolipitler ve koenzim Q10 bulunması malesef bu yağın masum bir yağ yapmıyor!..
Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) tarafından hazırlanan raporda palmiye yağının kansorojen olduğunu duyurdu. 
Dr. Muammer Yıldız da palmiye yağının toksik ve kanserojen olduğunu bildirip, bu ürünü ihtiva eden yiyeceklerden kaçınılması gerektiğini tavsiye ediyor ve sözlerine şöyle devam ediyor; Daha bu yağın kullanımı men edilmedi ancak yapılan baskılarla Avrupa Birliği, palmiye yağı bulunan gıdalarda bunun açıkça yazılması için bir yasa çıkardı. Bundan evvel tek 'bitkisel yağ' yazıyorlardı. Şu unutulmamalı bir üründe 'bitkisel yağ' ibaresi varsa çoğunlukla palmiye yağıdır." diyor.
Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu’nun (EFSA), Mayıs 2016’da yayınladığı palmiye yağının kanserojen olduğuna dair raporunun ardından Avrupa’da bazı marketler bu yağı içeren ürünleri raflarından kaldırma kararı aldı.
Palmiye yağında doğal olarak bulunan palmitrik asit, kilo alımı ve obezite riskini artıran yağ asitleri içerir. "Clinical Nutrition American Journal" 2005 sayısında yayımlanan araştırmaya göre, sağlıklı genç erişkinlerde, palmitik asitçe zengin bir beslenme programının genel etkileri üzerine çalışma yapıldı. Araştırma sonucunda bilim adamları palmik asitçe yüksek bir beslenmenin obezite ve insülin direnci riskini artırabildiğini tespit etmişlerdir. Sindirimi güçtür “Cooking for Healthy Healing,” kitabının yazarı Linda Page palm yağının çeşitli faydalarından bahsettikten sonra, palm yağının rafine işlemlerinden geçtikten sonra çoğu besin değerini kaybettiğini, sindirimi zor olan bir yağa dönüştüğünü bildiriyor ve bu nedenlerden dolayı, palm yağı tüketimini önermiyor. 
Kalori ve yağ oranı yüksektir 1 yemek kaşığı palm yağı 120 kalori, ayni miktarda palm çekirdeği yağı ise 117 kalori içerir. Her iki türdeki yağ da da 13.6 gr yağ bulunur. ABD Tarım Bakanlığı, kuru yemiş, tohumlu yiyecekler gibi doğal olarak besinlerde bulunan yağlar da dahil olmak üzere günde 5­7 tatlı kaşığı yağdan daha fazla yağ alımını önermiyor. 
Amerikan Kalp Derneği, günlük kalori ihtiyacının en fazla %25­30'unun yağdan gelmesini öneriyor. Günde 2000 kalori ihtiyacı olan bir kişi günde toplam 50­70 gr yağ almalıdır. Nutella yağı Kolesterolü artırabilir Palm yağı da palm çekirdeği yağı da kolesterol içermemesine rağmen, bu yağlarda bulunan yüksek miktardaki doymuş yağlar, damarlarda birikerek plak oluşturup kalp hastalığı riskini artırabilir. 
1 yemek kaşığı palm yağı, 7 gr doymuş yağ içeriği ile 2000 kalorilik bir beslenme programının doymuş yağ ihtiyacının yarısını oluşturur. Hatta süt ürünleri, et ve diğer işlenmiş yiyeceklerden de tüketiyorsanız, doymuş yağ sınırını farkında olmadan aşarsınız, yağ damarları tıkar, kolestrol sorunu yaşarsınız.

palmiye yagi kanser yaparmı
Palmiye Yağı Göreseli
Palm Yağının(Palmiye Yağının) diğer adıyla Hurma Yağının Besin Değerleri ;

Porsiyon Miktarı: 100 g
Kalori (kcal): 884

Toplam yağ: 100 g
Kolesterol: 0 mg
Sodyum: 0 mg
Karbonhidrat: 0 g
Diyet Lifi: 0 g
Şeker: 0 g
Protein: 0 g

A Vitamini:
IU 
C Vitamini: 0 mg
Kalsiyum: 0 mg
Demir: 0 mg
B6 Vitamini: 0 mg 
B12 vitamini: 0 µg
Magnezyum: 0 mg


Palmiye yağının özellikleri nelerdir? 


- 700-1000 ppm ile en zengin karoten kaynağı olarak kabul edilir; havuçtakinden 30 kat fazladır. Palmiye yağı içindeki toplam karoten miktarının %90'ını oluşturan yüksek oranlarda beta ve alfa karoten sağlar. 
- Antioksidan özelliği olduğu bilinmektedir. 
- Bütün yağ türlerinin bileşimini oluşturur: 10% çoklu doymamış, 40% tekli doymamış ve 50% doymuş yağ asitleri. 
- Doğaldır, hidrojene değildir, sıcaklık ve hekzan gibi çözücülerle işlenmemiştir. 
- Trans yağ asitleri içermez. 
- Omega-6 yağ asidini içerir (Linoleik asit). 
- Pişirmede kullanıldığında değişime uğramaz. 
- Hazmı ve sindirimi kolaydır. 
- Yüksek üretim verimi dolayısıyla ekonomiktir.

Editörün Notu : Yukarıdaki makalemizde palmiye yağının,halk arasında nutella yağı olarak bilenen yağın son zamanlarda çıkan kansorejen mi sorusuna karşı araştırma yaptık ve bu konuda yayınlanan bilgi ve makaleleri yerli ve yabancı kanaklardan derleyerek aklınızdaki soru işaretlerini gidermeye çalıştık.Bu konuda sağlık kütüphanesi olarak kendi fikrimizi soracak olursanız evet palmiye yağı içeriği bakımından faydalı oluğu kadar aynı zamanda da kansorejen bir yağ.Bu yağın doğal haliyle kullanıldığında kesinlikle bir zararı olduğunu düşünmüyoruz aksine faydalı bir yağ olduğu tartışılmaz fakat bu yağı elde etmek için yetiştirilen palmiyelarda kullanılan zirai ilaçlar ve yağ elde edilirken ve edildikten sonra kullanılmak üzere geçirdikleri aşamalardan ve eklenen katkılarda kaynaklı olarak bu yağın kanserojen bir yağ olduğunu söylemek hiçte zor değil.
Faydasının saymakla bitmediği zeytin yağı bile doğal olarak üretilmediği,zirai ilaçlara maruz kaldığı,katı maddesine eklendiğinde bu şifalı yağın bile kanserojen bir yağa dönüşmesi kaçınılmazdır.
Kısacası doğadaki bir çok şeyi kendi ellerimizle kanserojen hale getiriyor ve sonrada onları tüketiyoruz,burada suçlu aranıyorsa suçlu palmiye yağı değil insanlardır.Sevgili hocam Canan KARATAY'ın dediği gibi doğal olmayan,paketlenmiş ve insan eliyle kimyasallara maruz kalmış hiç bir şeyi tüketmeyiniz!..
NOT:Okuduğunuz bu konu hakkında veya başka bir konuda sizlerin bildiği,deneyimlediği ve paylaşmak istediği bilgi,kaynak,yabancı makaleler vb. şeyler söz konusu ise bize e-mail arıcılığıyla ulaşıp bildiklerinizi paylaşabilirsiniz,bu sayede bizde buradan sitemiz aracılığıyla yazıya ilave olarak yada başka bir başlık adı altında yazınızı,deneyimlerinizi bilgi ve tecrübelerinizi paylaşabiliriz.Sloganımız "Daha çok insana ulaşsın,daha çok insan faydalansın!.."
Devamını Oku »